Türkiye Avrupalılaşırken, Avrupa Türkiyelileşiyor

Türkiye kendi içinde ciddi bir dönüşüm evresinde bulunuyor. Osmanlı'nın mirası olan "devletçi-despotik" gelenekten kopup "sivil-demokrasi" evresine doğru yol alıyor. AB perspektifi bu süreci hem hızlandırıyor hem de bu süreç AB'ye giriş sürecini dayatıyor.

11 Eylül tüm dünya için bir dönüm noktası olmuştur. "Demokrasinin ve insan haklarının" beşiği ABD dünyanın öbür ucundan gelip Ortadoğuya demokrasi getirme misyonunu icra etmek üzere Irak'ta çoğu sivil 600.000 den fazla insanın ölümüne sebep oldu. ABD  burjuvazisi diğer kapitalist/emperyalist güçlere karşı hegemonya savaşını bu şekilde icra ediyor. Yoksa istikrar içinde yaşayan, gelişmiş ve tüm sorunlarını çözmüş bir ABD yok karşımızda. Kendi içindeki sınıfsal çelişkilerle birlikte ulus devlet şeklinde örgütlenmiş diğer kapitalist sermaye gruplarına karşı da bir rekabet içerisinde.

Aynı şekilde ABD gibi Avrupa Birliği de tüm çelişkilerini çözmüş, istikrarlı ve asla bozulmayacak demokrasi ve refah evresine ulaşmış değildir. Son dönemlerde AB'de artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı bunun bir göstergesi. Fransa'da devlet liselerinde türbanın yasaklanması, diğer ülkelerde de aynı konunun gündeme gelmesi, yabancılara ırkçı saldırılar, yükselen islamofobi, karikatür krizi, neo-faşist partilerin oylarını arttırmaları ve son olarak da medyaya yansıyan Almanya'daki türbanlı ancak çıplak türk heykeli...

AB farklı çıkarları olan çeşitli sermaye gruplarının birliğidir, kapitalist ve emperyalist bir birliktir. Kendi içinde sınıf çelişkileri olan, ne kadar yüksek ücret alırsa alsın sömürülen bir işçi sınıfı olan kapitalist bir birlik. Emperyalist bir birlikten sürekli ve istikrarlı bir barış ve demokrasi beklenemez.

DTP Kürtleri Temsil Etmiyormuş

Zaman gazetesinin haberine göre Güneydoğu'da yapılan bir ankette DTP'nin kürtleri temsil etmediği ortaya çıkmış. Anketin tüm olumsuzluklarını bir kenara bırakalım ve bu sonuçların genel eğilime yakın olduğunu kabul ederek inceleyelim.


Haberin ilk cümlesi şöyle:

"Güneydoğu'da yapılan anket çalışması DTP'nin Kürtleri temsil etmediğini ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 45'i 'DTP bizi temsil etmiyor' derken, yüzde 52'si 'parti PKK'yı terör örgütü ilan etmeli' görüşünde."
Bu traji-komedi karşısında aklıma Baykal'ın halkın %53'ü (100-47) AKP karşıtı sözü geldi.

Rakamlara bakalım:

Soru:
DTP'nin kürtleri temsil ettiğini düşünüyor musunuz?

evet: %38.6
yeterli değil: %10.2
hayır: %35.1
fikrim yok: %16
2002 seçimlerinde AKP'nin tek başına iktidar olması için %34 oy yetiyor da DTP'nin kürtlerin bir temsilcisi olması için %38 "evet"ve %10 "kısmen evet" cevabı yetmiyor. El-insaf! Üstelik bu ankete cevap verenlerin hepsi kürt değil. Aynı ankette evde hangi dili konuşuyorsunuz diye bir soru var ve %13 Arapça diyenlerin oranı.

Yine ankette bir çarpıklık daha var. Operasyon'da Barzani hedef alınmalı mı diye bir soru var ve cevapların yüzdeleri aşağıdaki gibi:

evet: 65.8
hayır: 17.2
fikrim yok: 17
Burada belli ki "operasyon yapılmalı" diyenlere ayrıca Barzani de hedef alınmalı mı diye sorulmuş. Ancak sorunun nasıl sorulduğu haberde belirtilmemiş. Kürtlerin Barzanî'nin hedef alınmasını desteklemelerine inanmak pek mümkün değil. Bir milliyetçi türk için Barzani aslında olmayan kürtlerin aslında olmayan sözde Kürdistan sözde federe sözde bölgesinin sözde başkanı olabilir, ama aklı başında bir demokrat türk veya bir kürt için komşu Irak devletinin anayasal meşru kürt bölgesel yönetiminin başkanıdır.

PKK terörünü önlemek için Kuzey Irak'a yapılacak bir askeri operasyona bölge halkı "evet" dedi. "Türkiye Kuzey Irak'a bir operasyon düzenlemeli midir?" sorusuna verilen cevaplar içinde ilk sırayı yüzde 51.5 ile "evet, düzenlemelidir" seçeneği aldı.
Demek ki bölge halkının yaklaşık yarısının evet, diğer yarısının da hayır demesi evet anlamına geliyormuş. %48.5'in ne dediği önemsenmeksizin %1.5'lik bir fark "bölge halkının" ne dediğini ortaya koymaya yetiyormuş. Sırf bu %1.5'lik farka dayanarak iddialı başlıklar atabilir ve başımızı kuma sokup gerçekleri görmemeye devam edebilirmişiz.
__________________________
DTP Kürtleri Temsil Ediyor Mu?

Sosyoloji/Politika Anketi

Sosyolojik ve ekonomik konum ile politik tercihler arasındaki ilişkiyi incelemek için oluşturulan Sosyoloji/Politika Anketine katılmak için tıklayınız

Rusya'da Terör Sorunu

(Zorunlu Not: Bu bir ironi yazısıdır. )

Sözde Çeçenistan için mücadele ettiklerini söyleyen bölücü ‘sözde çeçen’ teröristler Güney Rusya’da Rus askerlerini ölürmeye devam ediyorlar. Bu terör sorunu aslında 1917 bolşevik devrimi ile başlamıştı. Milliyet mefhumunu reddeden komünistler Rus devletine isyan ettiler ve komünist bir devlet kurdular. Dış güçlerin maşası olan vatan haini, bolşeviklerin lideri Lenin Rusya’nın bölünmesini kararlaştırdı. Bunun için ulusların kendi kaderini tayin hakkı diye bir şey ortaya attı. Bölücü vatan haini Lenin, Rus Çarlığını “halkların hapishanesi” olarak nitelendirdi ve rus milliyetçiliğinin diğer “sözde halkları” inanılmaz şekilde ezdiğini iddia etti. O güne kadar Rusya Çarlığı bayrağı altında yaşayan, Rusya’ya vatandaşlık bağı ile bağlı oldukları için Rus milletinden olan; Polonyalılar, Finler, Kazaklar, Kırgızlar, Çeçenler, İnguşlar bağımsız devlet kurma hakkına sahip oldu. Finlandiya ve Polonya Rusya devletinden ayrıldı, diğer sözde halklar SSCB içinde federal bir yapıya kavuştular ve Rusya bölünmüş oldu. Tek bir resmi dil olan Rusça reddedildi ve her federal devlet kendi dillerini sözde devletlerinin anadili kabul etti. Çeçenler de önce 1921’de kurulan Özerk Sovyet Dağ cumhuriyeti’nin üyesiydiler, sonra 1922’de kendi özerk Sovyet devletlerini kurdular.

Rus devletinin bu içler acısı hali Lenin’den sonra biraz iyileşti. Sözde federal devletlerin yetkileri azaldı, eski yöneticilerin çoğu sürgüne gönderildi. 2. Dünya savaşında Rus vatanını işgal etmek isteyen dış güçlerle işbirliği yapan sözde Çeçenler sözde topraklarından sürüldü ve sözde Çeçen özerk cumhuriyeti feshedildi.

Rusya’da komünizm yıkılınca Rusya yine bir alt üst oluş içinde bölünmeye doğru ilerledi. Çeçenler sözde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rus devleti bu bölücü teröristlere karşı kutsal ve kahramanca bir savaş başlattı. Çeçen teröristler sözde Çeçenistan devletini kurmak için bir çok Rus askerini ve sivilleri öldürdüler. Ama Rus devletini asla bölemeyecekler. Katil Basayev ve Dudayev gibi diğer elebaşları hakkettikleri cezayı çekeceklerdir.

Bazı vatan hainleri bu soruna Çeçen veya Çeçenistan sorunu diyor ama bu bölücülük ve terör sorunudur. Rusya toprakları içinde yaşayan herkes Rustur. Rusya’nın ekmeğini yiyip bu vatana ihanet eden teröristlerin hakkı ölmektir. Vatanı bölmek isteyen bu teröristler Beslan’da vampir gibi çocuk kanı içmişlerdi. Dış güçlerin maşası liberaller ve vatan haini sosyalistler yüce Rus devletine bu katil, insanlıktan çıkmış teröristlerle masaya oturmasını söylüyorlar. Bazı kafası karışmış asker anneleri oğullarının artık ölmemesi için başka çözüm yolları, demokratik ve barışçı çözüm yolları aranması gerektiğini söylüyorlar. Herkes şunu iyi bilsin ki devlet teröristlerle masaya oturmaz, gerekirse binlerce asker ve milyonlarca terörist bu kutsal yolda ölür. Putin eli kanlı katillerle masaya oturmaz!!!



Ne mutlu Rus’um diyene
Kahraman Rus askerleri ölmez, Rusya bölünmez

Ayrıca bu Çeçenlerin ne eksikleri var allah aşkına! Federe devletleri var, dillerini konuşuyorlar; hatta Çeçence resmi dil statüsünde. Daha ne istiyorlar?

Sözde Çeçen ordusu adı altındaki terör örgütüne vatanını seven Çeçenler de prim vermiyorlar. Ruslar ve Çeçenler kardeştirler. Stalingrad'da Alman Nazilere karşı beraber savaşmışlardır. Hepsi de Rus'turlar. Son Rusya seçimlerinde Çeçenlerin verdikleri oylar aslında bir Çeçen sorununun olmadığını gösteriyor. Çeçen bölgesinde (Çeçenistan değil!!!) Putin %99,3 lük bir oy oranıyla birinci olmuştur.
Kaynak

( Kapanan sonuncukoy.com forumunda yazdığım bir yazının biraz değiştirilmiş halidir)

Enternasyonal Marşı

Söz: Eugene Pottier

Müzik: Pierre Degeyter


Uyan artık uykudan uyan
Uyan esirler dünyası
Zulme karşı hıncımız volkan
Bu ölüm-dirim kavgası


Yıkalım bu köhne düzeni
Biz başka alem isteriz
Bizi hiçe sayanlar bilsin
Bundan sonra herşey biziz.


Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık
Enternasyonal'le kurtulur insanlık


Tanrı, patron, bey, ağa, sultan
Nasıl bizleri kurtarır
Bizleri kurtaracak olan
Kendi kollarımızdır


İsyan ateşini körükle
Zulmü rüzgarlara savur
Kollarının bütün gücüyle
Tavı gelen demire vur


Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık
Enternasyonal'le kurtulur insanlık


Hem fabrikalar, hem de toprak
Her şey emekçinin malı
Tufeyliye tanımayız hak
Her şey emeğin olmalı


Cellatların döktüğü kan
Bir gün onları boğacak
Bu kan denizinin ufkundan
Kızıl bir güneş doğacak


Bu kavga en sonuncu
Kavgamızdır artık
Enternasyonal'le
Kurtulur insanlık.


Enternasyonal Marşı Fransızca orijinalinin videosu
Türkçe bir versiyonun videosu
Başka bir Türkçe versiyonun videosu
İngizce bir versiyonunun videosu
Değişik dillerde Enternasyonal Marşı videosu
30'dan fazla dilde Enternasyonal Marşı videosu
47 dilde Enternasyonal Marşı videosu

Başörtüsü Sorunu

Başörtüsü sorunu Türkiye'nin bir çok sorunu gibi demokrasi sorunu içerisindedir. Siyasal eşitlik anlamına gelen demokrasilerde ülkenin siyasal sahipleri olmaz. Hiç kimse diğerinden siyasi ve hukuksal olarak üstün değildir demokrasilerde. Demokrasi burjuva devrimlerinin getirdiği bir kavramdır. Feodalizm ekonomik sömürüyü siyasi baskı sayesinde sürdürüyordu. Halk ve seçkinler/elitler veya aristokrasi sınıflaşması aynı zamanda siyasi sınıflaşmaydı  da. Burjuvazi feodal aristokratlarla savaşırken demokrasiyi savundu. Yani siyasal olarak halk ve aristokrasi sınıflaşmasının kalkmasını ve siyasal eşitliği. Kapitalist sömürü ayrıca siyasal bir eşitsizlik gerektirmeksizin sadece ekonomik temellerde yürütülebileceği için burjuvazi temsili demokrasiyi benimseyebildi.

Avrupa'da burjuva demokratik devrimler feodalizme ve aristokrasiye karşı gerçekleşti. Ancak Osmanlı toplumu Avrupaî bir feodalizm değil Asyatik despotik bir yapıdaydı. Burjuvazi-aristokrasi çatışması ve burjuva devrimi kapitalizmi karşılamadı Osmanlı'da. Ancak kapitalizmle karşılaşan Osmanlı mutlaka çözülmesi ve eski üretim tarzını değiştirmesi gerekiyordu. Kapitalizm Osmanlı'yı değişime zorluyordu. Bu değişime önderlik eden yine Osmanlı egemen sınıfı olan bürokrasi (devletlû sınıf) oldu. "Devleti kurtarma" sözü Osmanlı'yı kapitalizme uyarlama anlamına gelir. Osmanlı meşrutiyete içte bir halk mücadelesi ile değil daha çok "dış dayatma" ile devleti kurtarma rolüne girişmiş kesim tarafınan geçirilmiştir. Osmanlı'nın siyasal, ekonomik, sosyolojik ve kültürel varisi olan Türkiye Cumhuriyeti işte böyle bir ortamda ortaya çıkmıştır. Halk devrimi değil, tepeden inme bir "modernleştirici, kurtarıcı" bir devrimle... Böyle bir devrim batı tipi demokrasi yerine Osmanlıvarî devletin sahiplerinin olduğu bir siyasi ve ekonomik rejim doğurmuştur. Türkiye kapitalistleşmiştir ancak özel mülkiyet ve burjuvazi önderliğinde değil; devlet mülkiyeti ve bürokrasi önderliğinde.

Türkiye'de devletin sahiplerinin bazı korkuları vardır. Bunların birincisi "bölünme tehlikesi" ise, ikincisi de "şeriat tehlikesi"dir. Başörtüsü yasağı, kendilerini devletin sahipleri gören zihniyet tarafından demokrasinin rağmına yürütülmektedir.

Emekçi sınıf demokrasiyi savunmak durumundadır. Çünkü derin bir ekonomik sömürünün üstü yapay bölünmelerle gizlenmektedir. Başörtüsünün veya başka bir şeyin yasaklanması işçi sınıfının durumunu düzeltmez. Şeriat korkusu olan halk kesimi (genellikle alevîler) elbette bu korkularında haklıdırlar. Karşımızda kendisi gibi sunnî-müslüman ve türk olmayanlara düşman (edilmiş) bir kesim var. Ancak başörtüsü yasağını onaylamak hiçbir ilerleme sağlamaz. Her kesimdeki hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük işçilerin kardeşliği şiarıyla giderilebilir. Tersi de geçerlidir. Başörtüsünün serbest olmasını isteyen ancak zorunlu din dersleri ve benzeri uygulamalarla alevîlere zulmedilmesini onaylayan sunnî muhafazakar kesim, kendilerini ezilen konumdan ezen konuma koymak istemektedir. Halbuki ülkenin siyasal sahipleri aynı zamanda ekonomik sahipleridir. Kendini müslüman ve türk ülkesinde yaşıyorum diye ülkenin sahibi zannedenler derin bir yanılgı içindedirler. Çünkü aslında o emeğinden başka bir şeye sahip olmayan, günde en az sekiz saat çalışıp sonra patrona kazandırdıklarının onda birini bile kazanamayan bir emekçidir. Kapitalist sömürüden kurtulmak isteyen emekçiler başkalarının ezilmelerine destek vermemeliler. Çünkü başkasını ezen özgür olamaz.

(%52 isminde bir anarşist grubun Zulme Karşı Hepimiz Başörtülüyüz eylemi)



Bkz: TC Laik Bir Devlet Mi?

Bkz:
Kendisini dünyaya 'parlamenter demokratik' bir rejim olarak tanıtan Türkiye’deki burjuva rejimin, Batı’ya kıyasla sergilediği bu anormallik ve çarpıklıklar, özellikle AB süreci başladığından bu yana, hem içerde hem de dışarda iyice göze batar olmuştur. Gerçekten de bu ülkede asker-sivil yüksek bürokrasinin siyasal iktidar mekanizması içinde sahip olduğu özgül konumun (ya da statünün), Batı’nın burjuva parlamenter rejimlerinde görev yapan bürokrasinin konumundan oldukça farklı ve oldukça fazla bir şey ifade ettiği çok açıktır. Acaba bu farklılık nereden kaynaklanmaktadır? Bu soruyu sağlıklı bir şekilde yanıtlayabilmek için, bizdeki asker-sivil yüksek bürokrasinin (aristokratik bürokrasi de diyebiliriz buna) tarihi köklerine inmek ve bu sosyal kategorinin Osmanlı’dan Cumhuriyete uzanan tarihsel süreçteki serüvenine biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Bu aynı zamanda, Türkiye ile Avrupa kapitalizminin tarihsel gelişme farklılıklarını anlamamız bakımından da önemli ipuçları sunacaktır bize.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı