14/8/2006
Kemalizm
Kapitalizm eşitsiz gelişir. Yani her ülkede her yerde aynı koşullarda ve aynı süreçlerde değil farklı şekillerde ve hızlarda… Kapitalizmin kendi süreci içinde gelişememesi ve dolayısıyle kapitalizmin özel mülkiyet, parlementer demokrasi gibi koşullarda kurulamamsı Bismark’çılık denilen siyasi durumu doğurur. Yani Bismark’çılık kapitalizmi devlet eliyle ‘tepeden’ baskı yoluyla kurmaktır. Bonapartizm ise Bismarkçılık’a benzer şekilde fakat var olan kapitalizmi korumak için ve güya sınıflar üstü bir konumla tüm halkı temsil edecek bir şekilde otorite kurulması, parlementer rejimin askıya alınması, demokrasiden taviz verilmesidir. İki kavram da çoğu zaman Bonapartizim ile adlandırılır. Görünüşte parlementer gibi görünen fakat tek parti diktatörlüğünden başka bir şey olmayan Bonapartizm şekilleri vardır. Örneğin eski Irak Baas Partisi…
TC’nin koşullarını incelersek… Asyatik üretim ilişkileri içinde, despotik bir devleti miras almış olan TC’de ilk anda kapitalizm özel mülkiyet, batı tipi demokrasi şeklinde kurulması yadsınarak tıpkı Bismarkçılık’taki gibi devlet eliyle kurulmuştur.
Asyatik üretim tarzı ile Batı’daki feoadal üretimin arasındaki farkı belirtmek gerekirse Batı’da feodal beyler toprak mülkiyetini kendi aralarında paylaşmışlardı. Yani özel mülkiyet geniş biçimde vardı. Serfler ise toprağı feodal beyler adına işleyip ürünün bir kısmını toprak ağalarına vermekle yükümlüydü. Kentte ise bu üretime bağımlı olarak küçük çapta tezgahlarla üretim yapan, belki küçük-burjuva denilebilecek sınıf vardı. Daha sonra sanayi devrimi ile güçlenen bu burjuva sınıfı iktidarı feodaliteden almıştır.
Doğu’da ise merkezi ve güçlü bir devlet aygıtı bulunmaktaydı. Toprağın özel mülkiyeti Batı’daki kadar gelişmemiş fakat merkezi devletin ‘devlet mülkiyeti’ ile vergiler vs. yoluyla üreticiler sömürülmekteydi. Devletin başındaki despot (şah, padişah) ülkenin mutlak sahibi sayılıyordu. Tabi ki merkezi devletin bürokratları da bu sömürüye ortak oluyorlardı. Emekçi olan köylü ise toprağı işleme yetkisine sahipti…
Osmanlı’da burjuva demokratik devrim Batı kapitalizmi ile karşılaştığı andan itibaren söz konusu olmaya başlamıştı. 2. Mahmut gibi padişahların çeşitli şekillerde reformlara sarılmaları bunu gösterir. Fakat Osmanlı’da Asyatik üretim ilişkileri sebebiyle burjuva sınıfı bir türlü gelişememişti. Bir de Batı’nın daha önce kapitalizme geçmesi ve sanayisini güçlendirmesi sonucu Osman’lı burjuvazisinin rekabet gücünün olmaması dolayısıyle…
Meşrutiyet mücadeleleri, tam olarak Osmanlı’da burjuva demokratik devrim sürecine işaret eder. Namık Kemal, Tevfik Fikret gibi aydınlar ‘hürriyet’ için yanıp tutuşmakta, padişahlık sistemini olabildiğince eleştirmektedir. Fakat halktan kopuk olan bu mücadele –çünkü asyatik devletlerde güçlü bir bürokrasi vardır- Batı tarzında bir demokrasiyi asla getirmemişti. İktidara gelen İttihat’çılar eskiyi aratmayacak şekilde despotluk estirdiler. Bismark gibi kapitalizmi tepeden kurmaya çalışıyorlardı. 1. Dünya Savaşından sonra yıklılan bu meşruti hükümet yerine sözde demokratik cumhuriyet, yine tepeden bir şekilde kurulmuştu. Tek parti olan CHP Bonapartist bir şekilde iktidara gelmiş kapitalizmi devlet eliyle kurmaya çalışıyordu. Tıpkı eski Bonapartistler gibi kendisini köylünün temsilcisi olarak görüyordu. Devletin mülkiyetini halkın mülkiyeti olarak sunuyordu. Fakat Engels’in Anti-Dühring’te dediği gibi “Modern devlet, biçimi ne olursa olsun, özü itibarıyla kapitalist bir makinedir, kapitalistlerin devletidir, toplam ulusal sermayenin ideal kişileşmesidir. Üretici güçleri ne kadar çok kendi mülkiyetine geçirirse, o kadar çok gerçek kolektif kapitalist durumuna gelir, yurttaşları o kadar çok sömürür. İşçiler ücretli işçi, proleter olarak kalırlar. Kapitalist ilişki ortadan kaldırılmaz, bilakis doruğuna tırmandırılır.”
Her türlü demokratik talep baskıyla karşılaşıyordu. Örnek olarak Kürt sorununda en acımasızca yöntemlerle örneğin Dersim’de on binlerce insan katledilmişti. Örneğin TKP’nin kurucusu Mustafa Suphi ve arkadaşları Karadeniz’de katledilmişti.
Sol Kemalistler
*Kemalizme aşırı bir şekilde ilericilik atfederler. Milli Mücadele’nin anti-emperyalist olduklarını söylerler. Halbuki emperyalist güçlere karşı olmak emperyalizme karşı olmak demek değildir. Kemalizm olsa olsa bölgesel bir emparyalist bir TC yaratma hayalidir. Ayrıca halkın mücadelesi Kemalizmin değildir.
*Kemalizmin ırkçı öğelerini görmezden gelirler. Küçük-burjuva şaşkınlığıyla milliyetçilik/yurtseverlik ayrılığı olduğunu iddia ederler. Aslında kemalizim ne kadar aşırı milliyetçi olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok: “Ne mutlu türküm diyene” demenin “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” demenin nesi ırkçı değildir?
*Kemalizmin feodal üst yapı kurumlarıyla olan mücadelerini ilerici diye takdim ederler. Bazıları gerçekten ilericidir. Fakat bunların yapılış şekilleri hiç de demokratik değildir. Ayrıca dinin reformist şekilde güçlenmesini sağlamıştır. Hilafeti kaldırıp diyaneti kurmak örneğin… Ayrıca batıdaki burjuva devrimleri demokratik olarak gerçekten ilerici biçimde yapılmıştı. Proletarya da demokrasi mücadelesinde burjuva ile ittifak yapmıştı. Kiliseye ve dinsel kurumlara kendi iradeleriyle karşı çıkmıştı. Fakat Bonapartist Kemalist devrimde halk hiçbir şekilde benimsemese de bir çoğu saçma ve gereksiz olanlar da dahil din konusunda yasaklar getirilmiştir. Bunun sebebi bence Kemal’in Feuerbach materyalizmi gibi tarihi idealist biçimde açıklamasıdır. Bilmem kaçıncı senfoniyi dinleyince toplumun ileri gideceğini sanmak bunu gösterir. Şapka kanunu gibi absürt şeyler bile bu sol-kemalistler tarafından desteklenmektedir.
*Sol Kemalizm bazı zamanlarda iddia ettiği gibi küçük-burjuva sol bir çizgiye gelmeyi başarmıştır. Demokrasi savunması bunu gösterir. Fakat çoğu zaman solcu olmayı entellik zannedenler aslında burjuvazinin ve özellikle finans kapitalin hizmetine girmiştir.
Sağ Kemalistler
*İki büyük grubu vardır. Birincisi "laik sağcılar", ikincisi "türk-islam sentezcileri" ve sempatizanları...
*Birinci grup aşırı şovenist milliyetçidir, diğer grup ise zaman zaman ırkçılığa kaymaktadır.…
*Devleti kutsallaştırmışlardır.
*Her türlü (hoşnutsuz küçük-burjuva, proletarya) halk hareketini engellemişlerdir.
*M. Kemal'in din konusundaki ikinci taktiğini yani ‘kullanma’ taktiğini benimsemişlerdir.
...Proleter...
0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!