4/12/2007
Başörtüsü Sorunu
Başörtüsü sorunu Türkiye'nin bir çok sorunu gibi demokrasi sorunu içerisindedir. Siyasal eşitlik anlamına gelen demokrasilerde ülkenin siyasal sahipleri olmaz. Hiç kimse diğerinden siyasi ve hukuksal olarak üstün değildir demokrasilerde. Demokrasi burjuva devrimlerinin getirdiği bir kavramdır. Feodalizm ekonomik sömürüyü siyasi baskı sayesinde sürdürüyordu. Halk ve seçkinler/elitler veya aristokrasi sınıflaşması aynı zamanda siyasi sınıflaşmaydı da. Burjuvazi feodal aristokratlarla savaşırken demokrasiyi savundu. Yani siyasal olarak halk ve aristokrasi sınıflaşmasının kalkmasını ve siyasal eşitliği. Kapitalist sömürü ayrıca siyasal bir eşitsizlik gerektirmeksizin sadece ekonomik temellerde yürütülebileceği için burjuvazi temsili demokrasiyi benimseyebildi.
Avrupa'da burjuva demokratik devrimler feodalizme ve aristokrasiye karşı gerçekleşti. Ancak Osmanlı toplumu Avrupaî bir feodalizm değil Asyatik despotik bir yapıdaydı. Burjuvazi-aristokrasi çatışması ve burjuva devrimi kapitalizmi karşılamadı Osmanlı'da. Ancak kapitalizmle karşılaşan Osmanlı mutlaka çözülmesi ve eski üretim tarzını değiştirmesi gerekiyordu. Kapitalizm Osmanlı'yı değişime zorluyordu. Bu değişime önderlik eden yine Osmanlı egemen sınıfı olan bürokrasi (devletlû sınıf) oldu. "Devleti kurtarma" sözü Osmanlı'yı kapitalizme uyarlama anlamına gelir. Osmanlı meşrutiyete içte bir halk mücadelesi ile değil daha çok "dış dayatma" ile devleti kurtarma rolüne girişmiş kesim tarafınan geçirilmiştir. Osmanlı'nın siyasal, ekonomik, sosyolojik ve kültürel varisi olan Türkiye Cumhuriyeti işte böyle bir ortamda ortaya çıkmıştır. Halk devrimi değil, tepeden inme bir "modernleştirici, kurtarıcı" bir devrimle... Böyle bir devrim batı tipi demokrasi yerine Osmanlıvarî devletin sahiplerinin olduğu bir siyasi ve ekonomik rejim doğurmuştur. Türkiye kapitalistleşmiştir ancak özel mülkiyet ve burjuvazi önderliğinde değil; devlet mülkiyeti ve bürokrasi önderliğinde.
Türkiye'de devletin sahiplerinin bazı korkuları vardır. Bunların birincisi "bölünme tehlikesi" ise, ikincisi de "şeriat tehlikesi"dir. Başörtüsü yasağı, kendilerini devletin sahipleri gören zihniyet tarafından demokrasinin rağmına yürütülmektedir.
Emekçi sınıf demokrasiyi savunmak durumundadır. Çünkü derin bir ekonomik sömürünün üstü yapay bölünmelerle gizlenmektedir. Başörtüsünün veya başka bir şeyin yasaklanması işçi sınıfının durumunu düzeltmez. Şeriat korkusu olan halk kesimi (genellikle alevîler) elbette bu korkularında haklıdırlar. Karşımızda kendisi gibi sunnî-müslüman ve türk olmayanlara düşman (edilmiş) bir kesim var. Ancak başörtüsü yasağını onaylamak hiçbir ilerleme sağlamaz. Her kesimdeki hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük işçilerin kardeşliği şiarıyla giderilebilir. Tersi de geçerlidir. Başörtüsünün serbest olmasını isteyen ancak zorunlu din dersleri ve benzeri uygulamalarla alevîlere zulmedilmesini onaylayan sunnî muhafazakar kesim, kendilerini ezilen konumdan ezen konuma koymak istemektedir. Halbuki ülkenin siyasal sahipleri aynı zamanda ekonomik sahipleridir. Kendini müslüman ve türk ülkesinde yaşıyorum diye ülkenin sahibi zannedenler derin bir yanılgı içindedirler. Çünkü aslında o emeğinden başka bir şeye sahip olmayan, günde en az sekiz saat çalışıp sonra patrona kazandırdıklarının onda birini bile kazanamayan bir emekçidir. Kapitalist sömürüden kurtulmak isteyen emekçiler başkalarının ezilmelerine destek vermemeliler. Çünkü başkasını ezen özgür olamaz.
(%52 isminde bir anarşist grubun Zulme Karşı Hepimiz Başörtülüyüz eylemi)

Bkz: TC Laik Bir Devlet Mi?
Bkz:
Kendisini dünyaya 'parlamenter demokratik' bir rejim olarak tanıtan Türkiye’deki burjuva rejimin, Batı’ya kıyasla sergilediği bu anormallik ve çarpıklıklar, özellikle AB süreci başladığından bu yana, hem içerde hem de dışarda iyice göze batar olmuştur. Gerçekten de bu ülkede asker-sivil yüksek bürokrasinin siyasal iktidar mekanizması içinde sahip olduğu özgül konumun (ya da statünün), Batı’nın burjuva parlamenter rejimlerinde görev yapan bürokrasinin konumundan oldukça farklı ve oldukça fazla bir şey ifade ettiği çok açıktır. Acaba bu farklılık nereden kaynaklanmaktadır? Bu soruyu sağlıklı bir şekilde yanıtlayabilmek için, bizdeki asker-sivil yüksek bürokrasinin (aristokratik bürokrasi de diyebiliriz buna) tarihi köklerine inmek ve bu sosyal kategorinin Osmanlı’dan Cumhuriyete uzanan tarihsel süreçteki serüvenine biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Bu aynı zamanda, Türkiye ile Avrupa kapitalizminin tarihsel gelişme farklılıklarını anlamamız bakımından da önemli ipuçları sunacaktır bize.
Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı
Konu: Başörtüsü Meselesi Bir Özgürlük Meselesi midir?
Öncelikle tebrik etmem gerekir ki, marksizm gibi önemli bir konuda emek vererek insanları bilinçlendirmek için birşey yapıyorsunuz. Yalnız eklemek de istiyorum ki "Devrimci örgüt tartışmasız ilerleyemez." Bu nedenle türban meselesi üzerine bir nebze de olsa fikirlerimi aktarmak istiyorum. Öncelikle özgürlük kavramını ele alalım. Özgürlük demek, özgür olmak demek, birşeylere zoraki bağlı olmadan, kendi rızası ile birşeyleri yapabilme yetisine sahip olmak demektir. Bu tanım daha ilk baştan Tanrı kavramını reddeder. Çünkü kendi iplerinin bir üst gücün elinde olduğuna, sırf onun istediklerini yapmak için yaratıldığına ve yaptığı işlerin sonunda Tanrı tarafından yargılanacağını düşünüp ona göre yaşayan bir insan özgürlükten bahsedemez. Çünkü özgür olmadığı ya da olamadığı bir sistemi seçmiştir. Bu işin genel özü.
Bir de soruna bugünkü itibariyle bakalım ve diyelim ki işin iç boyutu bizi ilgilendirmiyor, sonuç olarak bu kız başını kapamak istiyor- ki isteyerek kapatanların oranı çok az- ve AKP'de bu soruna bir özgürlük meselesi olarak bakıp, bu sorunu çözmek istiyor. Öncelikle AKP'nin özgürlükçü bir parti olmadığı açık. Madem ki sorun üniversiteler özgürlük getirme meselesi, o zaman ana dilde eğitim hakkını da serbest bıraktırsın. Mesela üniversitelere neden bir Kürdoloji bölümü açılmasın ki? Bunu söylediğimiz de "Siz onu bir geçin!" deniliyor. Ya da mesela üniversiteye değil de inançlara özgürlük getirme meselesi, neden Cem Evleri kapıtılıyor ya da Alevi oldukları bilinen köylere köylünün rızası olmadığı halde cami yaptırılıyor. Yani sonuç olarak özgürlük getirmiyor, tek yönlü tavizler vererek sistemin sapmasına yol açıyor. Yukarıda bahsettiğm örneklerden, Diyanet'e aktarılan paralardan, türbanlı lise öğrencisini şikayet ettiği için sürgün edilenlerden, bir "ılımlı islam" yaftasını bu ülkeye yapıştırmalarından anlaşılıyor ki, özgürlük getirilmiyor aksine mevcut özgürlüklerimizin de elimizden gideceği islami bir sisteme doğru gidiliyor.
Peki sorun böyle ama sonuç olarak, türbanlı bir öğrenci üniversiteye giremeyecek mi? Özgürlük alanında klişe bir laftır ama hala haklılığını korur. "Bizim özgürlüğümüz başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter." Eğer bu türban ileri dönemde bizim özgürlüğümüzü engellemeye doğru bir adımsa - ki böyle görünüyor- buna özgürlük diyemeyiz. Tabi bunları mevcut zaman ve şartlar için söylüyorum. Türban bir bez parçasıdır birşeycikler olmaz diyenlere de Kemal Okuyan'ın dediği gibi : "Çok tarih okumalıdırlar, hemn hemen bütün köklü dönüşümler bizce ufak olan şeylerden doğmuştur." diyorum.
Sonuç olarak günümüz mevcut şartları içinde AKP'nin sözde "türbana getirdiği özgürlük" bir özgürlük değil, bir saklanma aracı, bir yağma ve göz boyama aracıdır. Bunun yanında toplumu istediği yönde dönüştürebilmek için kullandığı birşeydir. Ve gerçek bir özgürlük meselesinin de emek sorunu çözülmeden çözülemeyeceğini, bunun için tam bir özgürlük sosyalizm ile kurulabileceğini yine belirtiyorum.
SAYGILARLA....
Bağlantı »
Konu: cevaben
Sizin de belirttiğiniz gibi AKP özgürlükçü bir parti değildir. Türban AKP açısından özgürlük konusu olmayabilir. Ancak eğitim hakları gaspedilen öğrenciler açısından türban bir özgürlük sorunudur. Şöyle düşünebiliriz. Chp diyelim ki (böyle değil ama) alevilerin haklarını gerçekten savunuyor. Ancak bunun yanında şoven milliyetçi anlayışından da bir türlü vazgeçmiyor. Kürtçe'ye tahammülü yok ama cemevlerinin statüsünü, diyanetin statüsünü falan değiştirmek istiyor. Şimdi Chp kürt halkının haklarını savunmuyor diye Alevilerin haklarının gaspını onaylamamız mı gerekiyor?
Başörtüsü/türban özgürlüğünü savunduğumuzda Akp'nin her şeyini savunmuş olmayız. Hem başörtüsü hem kürt halkının özgürlüğünü hem de alevilerin özgürlüğünü savunabiliriz. Hem de ırkçı bir saldırıya kurban giden kardeşimizin ardından Hepimiz Ermeniyiz diyebiliriz.
Türban özgürlüğünü savunmak Akp'nin görüşlerini benimsemek anlamına gelirse eğer; o zaman yasağı savunmak da Chp'nin ve demokrasi dışı militer güçlerin görüşlerini benimsemek, o safta yer almak anlamına gelmez mi?
Düzenleyen proleter gün: 6/3/2008 saat: 13:32
Bağlantı »