Aşk denilen şey hakkında bir çok yorum var. Bilimsel ve felsefi olarak kendi düşüncelerimi yazmaya çalışacağım.
Aşk öncelikle kadın ve erkek arasında geçen bir olay. Yani bir aşk için karşı cinsler gerekli. Bu da gösteriyor ki aşk cinsel bir olay. Sadece duygusal değil.
Her canlı kendi neslini devam ettirmek ister. Bu canlılığın devamı için gerekli bir içgüdü. Çift eşeyli canlılar bu yüzden karşı cinse ilgi duyarlar.
İnsan toplumsal bir canlıdır. Bu yüzden insanın kavramsallaştırmaları, içinde yaşadığı toplumun genel algısına uymalıdır. İçinde yaşadığımız toplumda tek eşlilik esastır. Bu yüzden birey cinselliği meşru olaral yaşayabileceği yalnızca tek bir kişi seçme zorundadır. İşte bu seçme olayını 'aşk' diye kavramsallaştırır.
Olay bundan ibaret...
aşk = içgüdüler + toplumsal koşullanma
Kişi bunun farkında değildir. Kendisinin çok üstün, olağanüstü duygusal ve ruhsal şeyler yaşadığını zanneder.
Erkekler açısından aşk için güzellik ön plandadır. Erkeklerin libidosunu harekete geçirebilmesi açısından.
Kadınlar için ise sosyal statü ön plandadır ve hemen sonrasında yine yakışıklılık/karizma/tip gelir. Kadınlar için sosyal statünün ön planda gelmesinin sebebi, toplumun erkeğe kadının himayesi görevini vermiş olmasıdır.
İç güzellik denen kavram ise aşk kavramının kutsallaştırılmasıyla oluşturulmuş uyduruk bir şeydir.
Fakat şu da var ki beraber yaşayacak kişilerin elbette birbirleri ile dünya görüşü açısında uyuşabilmeleri gerekmektedir.
Aşk ile sıradan bir hoşlanma arasındaki fark ise şudur:
Aşkta kişi sonsuza dek onla yaşamayı ister, aradığını bulduğunu hisseder. 'Hoşlanma'nın ise daha baştan geçici bir his olduğu aşikardır.
'İlk görüşte aşk' kavramı da uyduruk bir kavramdır. Çünkü aşk sadece güdüsel değil aynı zamanda toplumsaldır. Toplumsal olması nedeniyle kişilerin birbirine uyumlu olmaları da gerekeceği için ilk görüşte birbirini tanımayan kişilerin aşık olma ihtimali yoktur.